13 Mart 2009 Cuma

ÇİFTÇİ SENDİKALARI İLE DAYANIŞMAYA ÇAĞRIMIZDIR

Biz aşağıda imzası bulunan kurumlar çiftçi sendikalarının kapatılmasına yönelik baskıları kınıyoruz. Türkiye’de siyasal ve sosyal örgütlenme hakkını budayan uygulamalar, ülkemizin geçmişini ve geleceğini yok ediyor. Buna karşın, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu ülkemizde tarım ve hayvancılığı yok eden politikalara karşı yıllardır mücadele ederek, sadece çiftçilerin özel çıkarını değil aynı zamanda toplumun, emeğin, tohumun, toprağın, havanın, suyun da genel çıkarını koruyor.

Bizler, AKP hükümetinin kentte ve kırda uyguladığı acımasız yıkım politikalarının bedelini çiftçilerden, toplumdan ve doğadan çıkartmaya çalışmasını kabul etmiyoruz. Çiftçilerin meşru, kitlesel ve kurucu hak arama mücadelelerini yükseltmek için, Dünya Su Forumu ile getirilen yıkım politikalarına ve çitçilerin sendikalarının kapatılmasına karşı, 15 Mart 2009 tarihinde Kadıköy Meydanın’da “Suyun Ticarileştirilmesine Hayır” mitinginde, dövizlerimiz ve pankartlarımızla Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu ile omuz omuza yürüyeceğimizi Türkiye ve dünya kamuoyuna deklare ediyoruz.

Ekoloji Kolektifi, Doğader, Kentsiz Hareketi, İMECE Toplumun Şehircilik Hareketi, Yeşil ve Sol, İmeceevi Kolektifi, GDO’ya Hayır Platformu


(SİZLER DE BU ÇAĞRIYA DESTEK OLMAK İSTİYORSANIZ ÖRGÜTÜNÜZÜN ADINI ekolojikolektifi@yahoo.com, ciftcisen@gmail.com adreslerine ortak olarak bildirmeniz halinde isminiz imzacılar arasında yer alacaktır)

19 Şubat 2009 Perşembe

Karaburun Bilim Kongresinde
“Bir Mücadele Alanı Olarak Mekan” Çalışma Grubu

Bugünün anlaşılması ve karşı duruşu ve yarının kurulması örgütlü mücadeleden geçmektedir.

Yaklaşık 6 ay kadar önce, Ankara’da Şehir Plancıları Odası Genel Merkez Genel Kurulu sırasında biraraya gelme fırsatı bulan 3 oluşum (İstanbul’dan İMECE, Ankara’dan KENTSİZ ve İzmir’den NET ve GÜNDEM BELİRLEYEN), kentlere yönelik müdahaleler karşısında buluştukları ortak değerlendirmeler ve mücadele alanları üzerinden birlikte yürütecekleri çalışmaları içeren bir program ortaya koydular. Programın omurgasını, özellikle büyük kentlerde bir süredir vahşice sürdürülmekte olan “kentsel dönüşüm” uygulamalarına yönelik, kentsel dönüşümün konu edildiği mahallelerde yaşayanlar ve duyarlılık gösterem tüm kesimlerle birlikte yapılacak olan Şehirciler Buluşuyor etkinlikleri oluşturuyordu. 12 Nisan 2008’de İstanbul’da Sulukule ve Başıbüyük mahallelerinde yapılan ilk etkinlik sonrası 5 Temmuz 2008’de Ankara’da Kuzey Ankara, Dikmen ve Mamak’ta buluşuldu. Sırada ise İzmir (Ekim ayında) ve takip eden aylarda da diğer illerde yapılacak etkinlikler var.

3 oluşumun aldığı bir diğer karar ise, 4-7 Eylül tarihlerinde İzmir Karabun’da bu yıl üçüncüsü gerçekleşecek olan Karaburun Bilim Kongresi’ne “Bir Mücadele Alanı Olarak Mekan” Çalışma Grubu adı altında aktif katılım sağlamaktı. Gerek “Şehirciler Buluşuyor” İstanbul ve Ankara etkinliklerinde ortaya çıkan birikimlerin, gerekse her üç oluşumun kendi yerellerinde yürüttükleri çalışmalardan elde edilen kazanımların, değerlendirmelerin ve özeleştirilerin belirli bir çerçevede masaya yatırılma fırsatının da bulunduğu çalışma grubu faaliyeti, kongrenin son gününde sunulan sonuç bildirisiyle tamamlandı. TMMOB Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu üyelerinden katılımcılar ile İstanbul’dan mahalle temsilcilerinin (Gülsuyu Gülensu’dan Erdoğan Yıldız ve Ali Rıza Yıldız, Ayazma’dan Kasım Aydın, Başıbüyük’ten Adem Kaya) çok önemli katkı koyduğu tartışmalar, teorik açılımlar ve mücadele pratiklerinin değerlendirildiği oturumlar, çeşitli gün ve saatlerde yapılan gösterimlerle ve “Mahallelinin Gözüyle Gülsuyu-Gülensu” açıkhava fotoğraf sergisiyle zenginleştirildi.

4 Eylül’deki ilk oturumun konusu “Bugünün Kenti” olurken, ikinci günkü oturum “Nasıl Bir Kent İstiyoruz?” ve son günkü oturum ise “ Nasıl Bir Kentsel Muhalefet?” üzerineydi. Kentsel Dönüşüm Projeleri aracılığıyla yoksulluk mekanlarına yönelik devlet – sermaye müdahaleleri ile buna karşı gelişen halk tepkilerinin ve halkla biraraya gelen kesimlerin sergiledikleri mücadelenin tartışıldığı, değerlendirildiği ve görsel anlatımlarla desteklendiği Bugünün Kenti oturumunda, izleyen oturumlara da altyapı hazırlandı. Bu oturum, şüphesiz, nasıl bir kent istemediğimize dair ipuçlarını da fazlasıyla ortaya koymaktaydı. Oturum sonucunda, günümüz kapitalist kentinde üretimin tasfiyesi; rant amaçlı uygulamaların yıkıcı niteliği; bu uygulamaların yalnızca gecekondu alanlarında yaşayanlar ve emekçiler değil hizmet sektöründe çalışanların da önemli bölümünün yaşama koşullarını olumsuz etkilediği; kentsel yaşamı bir arada tutan kamusallığı parçaladığına yönelik tespitler yapıldı.

Nasıl Bir Kent İstiyoruz oturumu ise; bir yerleşim türü olarak kente dair biçim ve içeriğin, teori ve pratiğin, ütopya ve distopyanın birlikte tartışıldığı bir çeşitliliği de beraberinde getirdi. Bu oturum sonucunda, liberal yaklaşımların aksine sosyal adalet ve eşitliğin ve gerçek bir demokrasi kurumsallaşmasının sahnesi olan kent özlemi dile getirildi. Kentsel gelişmenin dengeli, planlı ve insan-odaklı olması gerektiği ifade edildi.

Tüm çalışma grubu katılımcılarının keyifle, umutla ve üretkenlikle pratik öneriler geliştirdiği Nasıl Bir Kentsel Muhalefet? oturumu, artık bugüne, sıcak ve olası gündemlere yönelik kollektif programın ortaya konulduğu bir yerde tamamlanmıştı. Oturum sonucunda etkili bir mücadele için kentsel muhalefetin daha geniş ölçekli mücadelelerle eklemlenmesi gerektiği; bilimin, toplumsal rolünün bilinci ile, halk-kesimleri ve bilim insanları arasındaki dil ve bütünlük konusunda yeni görevler yüklendiği; dinamik örgütlenme modelleri oluşturulması gerektiği ortaya çıktı.

Bugünü Anlamak temalı kongrede, son gün olan 7 Eylül’de çalışma gruplarının sunumlarına yer verildiği kapanış oturumunda sunulan, çalışma grubunun 3 gündür yoğun tartışma ve paylaşımlarla sürdürdüğü üretimlerin yansıtıldığı sonuç bildirgesi açık bir çağrı niteliğindeydi; mekana, doğaya ve insana dair olan, kapitalist müdahalelerin karşısında duran, örgütlü mücadelenin çağrısıydı bu.

Ne ilk, ne de son olmadığının bilinciyle İmece, Kentsiz, Net ve Gündem Belirleyen oluşumları, tüm muhalif kesimlerle birlikte örülecek Kentsel Muhalefet alanında bu çağrıya mahallelerde, alanlarda ve örgütlerde kulak verilmesini talep ediyor. Geniş katılımlı bir etkinlik olarak “Şehirciler Buluşuyor-İzmir” Ekim ayında gerçekleştirilecek ve hiç şüphe yok ki geçmiş buluşma ve diğer eylemlerin yanısıra, Karaburun Bilim Kongresi’nde çalışma grubu çatısı altında yapılan üretimler ve kurulan ilişkiler de bu buluşmaya ve izleyen çalışmalara çok şey katacak.

İMECE-KENTSİZ-NET veGÜNDEM BELİRLEYEN

“Bir Mücadele Alanı Olarak Mekan” çalışma grubu metinleri ve süregiden çalışmalarına katılım için:
kbk_mekan_cg_08@googlegroups.com
&
Geniş katılımlı “Toplumun Şehircilik Hareketi” için:
toplumunsehircilikhareketi@googlegroups.com
www.toplumunsehircilikhareketi .org

22 Kasım 2008 Cumartesi

ŞEHİRCİLER BULUŞUYOR İZMİR

KENTİN MERKEZİNDEN ÇEPERİNE SEYAHAT

Nisan, Temmuz ve Ekim aylarında TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Merkezinin desteğiyle İstanbul, Ankara ve İzmir’de bir araya gelmiş grupların ortaklaşa düzenlediği “Şehirciler Buluşuyor” etkinliklerinde her üç ilde de kentsel dönüşüm mahallesi olarak bilinen mahallelere, TOKİ’nin “kutucuk”larına İstanbul’daki bazı mahalle dernekleri temsilcilerinin katılımı ile ziyaretlerde bulunduk. Buluşmalar, mahallelileri ve onlara destek olanları bir araya getirmesi açısından çok önemli bir kapıyı araladı. Farklı illeri, farklı mahalleleri peşi sıra gezmek, öğrenmek, dinlemek, bilgiyi ve deneyimi paylaşmak aklımıza takılan birçok konunun altını doldurmak için ipuçlarını önümüze sundu. Ama belki de kentlerimize yaptığımız seyahatin bize bıraktığı en önemli sonuç, kentlerde olan bitenler arasındaki “farksızlığın” alenen ortada serilmesi oldu.

Dilimize pelesenk ettiğimiz “neo-liberal politikalar” kavramının hakikaten de bir farksızlaştırma çizgisinde nasıl da her yerde tek biçimde ortaya çıktığını kentlerdeki uygulamalara biraz alandan, biraz derinden bakınca bizzat deneyimledik. Belediye yönetiminde kim olursa olsun, mahalleler ne zaman ve kimler tarafından kurulmuş olursa olsun, bugün işleyen süreç rant amaçlı, tek tip bir dönüşüme işaret ediyor. Bulundukları yerler değerlenmiş, çalışma alanları, fabrikaları kentlerden ötelenmiş olan yoksul ve yok sayılan insanlar kentlerin merkezlerinden sürüklenip; her yerde aynı şekilde yapılmış, şehir hayatından bütünüyle kopuk TOKİ konutlarına, üstelik bir de borçlandırılıp yerleştirilmeye çalışıyorlar. İstanbul’da Sulukulelilerin taşındıkları Taşoluk, Ankara’da Protokol Yolu çevresinden çıkarılanların taşınmakta oldukları Karacaören, İzmir’de Kadifekale’de yaşayanların taşınacakları Uzundere toplu konutları birbirlerinden yüzlerce kilometre uzaklıkta, farklı coğrafyalarda ama aynıydılar. Kentsel dönüşüm süreçleri de, sözleşmelerin imzalanması için yapılan zorlamalar da, imzalatılmak istenen protokol metinleri de… Mamak Boğaziçi Mahallesinde kocaman asılmıştı TOKİ ve Büyükşehir Belediyesinin imzalatmak istediği protokol; bizler sanki İstanbul Başıbüyük Mahalle derneğinin içindeydik. Nasıl da benzerdi tüm mahallelerde duyduğumuz sözler… Bir anda geliveren kentsel dönüşüm projeleri, sözleşmeler… Kentin merkezinden çeperine doğru çizilen yollar, ya da kentlerimizde üzerlerine “kırmızı çizgi” çekilen insanlar…

Projeler aynıydı da orada yaşayanlar birbirlerinden farklı mıydı? Yok; farklı coğrafyalardan gelmiş, farklı coğrafyalarda yaşayan ama aynı sorunlarla boğuşan benzer insanlardı. İstanbul Başıbüyük Mahallesinde polisin koruduğu TOKİ şantiyesine karşı mücadele eden bir kadının “millet aç olsa ne yapar, diyelim açım… ya ölürüm, ya öldürürüm, ya çalarım, ya çırparım” feryadı, İzmir Güzeltepe’deki kadının “açım ben, açken ne yaparım, ya ölürüm ya öldürürüm ya da çalarım” feryadından ne kadar farklıysa o kadar farklıydı insanlar. Birbirinden habersiz iki kadının serzenişleri işaret ediyor bize ezilenlerin, yoksulların, yok sayılanların, onlar farkında olmasa da, “bir” olduğunu. Birbirlerinden habersiz birleşiyorlar. Ve bizler gördük ki, aslında rant odaklı kentsel dönüşüm projeleri, insanları bir araya getirme ve ortaklaştırma zemini kurarak kendini yok edecek gücü de içinde barındırıyor.

Ne üç büyük kentte, ne de Anadolu’nun herhangi bir yerinde farklı söylemlerle oluşturulan ama benzer sonuçları ve sorunları doğuran çetrefil politika birbirinden farklı. Ve pek tabii uygulamaların göbeğinde bulunan ve mağdur olanlar da… Mamak’ta Barınma Hakkı Bürosu’nun da bulunduğu açık hava sinemasında İstanbul Başıbüyük mahallesinin mücadelesini anlatan belgesel “Göç”ü seyrettikten sonra yanımıza gelen Mamaklı kadınlar “Başıbüyük’e ne yapıldıysa bize yapıldı sayarız, onlar bizim kardeşimiz” demişlerdi gözleri yaşlı, başları dik. Belki de artık kadınlarımızın kardeşlik türküsünü dinleyip, farklılıklarımızla bir arada yaşarken, farksızlıklarımızla “sen-ben”i ortadan kaldırıp “biz” olmanın ve zorla, pervasızca dayatılan bir yaşam biçimine karşı koymanın tam zamanı.

20 Ekim 2008 Pazartesi

ŞEHİRCİLER BULUŞUYOR-İZMİR

ŞEHİRCİLER BULUŞUYOR – İZMİR


25 Ekim Cumartesi



DUYURU VE ÇAĞRI



“Kentler bizimdir” diyenler şimdi de İzmir’de buluşuyor…


12 Nisan 2008’de İstanbul’da Başıbüyük ve Sulukule mahallelerinde, 5 Temmuz 2008’de Ankara’da Dikmen, Mamak ve Kuzey Ankara bölgesinde mahalleli, temsilciler, öğrenciler, meslek insanları, işsizler olarak “Kentsel Dönüşüm” gündemiyle biraraya geldik. Yapılan teknik geziler ve basın açıklamaları, incelenen dönüşüm süreçleri ve karşı mücadele dinamikleri, neoliberal politikaların uzantısı olarak gerçekleştirilmeye çalışılan büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerinin çok boyutlu sebeplerini ve sonuçlarını tekrar tekrar gündeme getirmeyi zorunlu kılıyor. Bu süreç ne sadece İstanbul’a, Ankara’ya, Bursa’ya… ait ve oradan menkul ne de sadece Türkiye’de yaşanıyor. III. Dünya yoksulları yeni yoksulluk mekanları yaratmaya itiliyor; bayrağı en önde taşıyan ise TOKİ ve ihale alan şirketler kadar yerel yönetimler ve tüm rantiyeciler.

İstanbul’lu mahalleli Ankara’ya gidiyor, İstanbul’lusu, Ankara’lısı İzmir’e geliyor. Şimdi, 25 Ekim 2008 tarihinde İzmir’de Çiğli Güzeltepe’mizde, Buca Kuruçeşme’mizde, İnciraltı’mızda ve Kadifekale’mizde buluşuyoruz. Bu çağrı hepimize, geçmişin unutulan yoksullarını ve yoksulluk mekanlarını yaşam çevreleri olarak benimsemiş insanlara bugün kendilerini kentsel dönüşümle hatırlatan tüm çevrelere karşı bir birlik çağrısı bu… Kiracıları görmezden gelen, geçmiş dönemlerde oyu kadar saygı gören bu çevreleri bugün zorunlu yerinden eden, kimi yerde mekanı soylulaştıran kimi yerde orada artık yaşamayı imkansızlaştıran tüm süreçlere, öznelere bir başkaldırı bu. Bu süreç elbette çeşitli boyutları tartışmayı gerektirmektedir ve kaçak yapılarıyla ün yapmış, aldıkları ihalelerle palazlanmış bir sermaye grubunun yanına eklenen yönetimlerin bu tartışmaların dışında bırakılmaları olanaksızdır. Şehirciler ve tüm duyarlı, sorumlu kesimler sadece dönüşüm sürecinin tarafı olmakla kalmayıp, konuyu tüm coğrafyamızda tarafları ve süreçleriyle tartışılır kılmak istemektedir, bu konuda atılacak her adımın öznesi olmayı talep etmektedir.


“Kentsel Dönüşüm” adı altında mahallelerimizi, yaşam alanlarımızı, toplumsal belleğimizi yıkan bilim dışı ve rant amaçlı yaklaşımlara karşı kentlerimizi sahipleniyoruz.

“Kentler bizimdir” diyen herkesi bir araya gelmeye çağırıyoruz.


Şehirciler Buluşuyor - İzmir

25 Ekim Cumartesi